TWITTER'DA
TAKİP ET
twitter.com/AntolojiCom
Şiir Antoloji.comKitapŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResimForumNedir?Antoloji.comÜyelerAntoloji.comGruplarAntoloji.com Mesajlarım
 Forum Ana Sayfa
  - Yaşam
  - Güncel
  - Bilim
  - Edebiyat
  - Şiir
  - Kültür Sanat
  - Müzik
 Tüm Tartışmalar
 Serbest Kürsü
 Konferans Salonu
 Mavi Salon
 Nedir Bölümü
 Forum Yazılarım
 Sevginizi İlan Edin
 Yeni Tartışma Aç
 Anketler
 Kimler Online?
 Forum Kuralları
 
Forum bölümü ile ilgili düşüncelerinizi lütfen bize yazınız

Antoloji Dünyasından Haberler
 
ciftetelli - (Standart Üye)   Offline Offline

Bu üyenin profilini görmek için buraya tıklayın

Bay ,
Kıdem :
Aktivite :
Popülarite :

Forum alanlarına yazdıkları

 
28.01.2014 17:03:00        Bu mesajı cevapla.
 
Selam, Elesem kardeşim..

Seninle aynı düşüncedeyim. Burası canlandırılsa fena olmaz.. Ben de yıllar sonra geçen gün tesadüfen uğramıştım da, o zaman farkettim: Antoloji.com anasayfasında en ufak bir link verilmemiş olan bu sayfaya kim uğrayacak? ? ? Kim nereden bilecek böyle bir sayfanın olduğunu..

Burada iş siz antoloji yöneticilerine düşüyor.. Vakt-i zamanında bu sayfayı nasıl bloke (ve de içine) ettiyseniz, şimdi de umuma açmak sizin elinizde..

Ben meraklısı değilim.. ama açılırsa da sevinirim doğrusu..

Sana öbür konuda da hak veriyorum: 'izlemek' türünden uydurmalar Türkçemizi fakirleştirmekten öteye gidemiyor maalesef..

Hadi hoşça kal..
 
27.01.2014 01:17:00        Bu mesajı cevapla.
 
Ohooo... bakıyorum hepiniz Orhan Pamuk hakkında kararınızı vermişsiniz bile.. Oldu olacak forumun adını 'Orhan Pamuk'u İNFAZ ODASI' olarak değiştirin, olsun bitsin..

İşin gırgır tarafı, bırakın bu büyük yazarın herhangi bir kitabını, ömründe eline iki tanecik olsun kitap alıp, baştan sona kadar okuyamamış olanlarınız bile, kulaktan duyma 3-5 basma kalıp lafla ver yansın etmiş... (Kullandıkları Türkçe ve ifade tarzından belli oluyor..) Bazıları da, Orhan Pamuk'u hiç okumadıklarını, okuyanların ise anlayıp 2-3 sayfadan öteye gidemediklerini açıkça itiraf etmiş..

Bunlara naçizane önerim: yazarın 'Masumiyet Müzesi' adlı romanını alıp okusunlar. İddia ediyor ve garanti veriyorum ki, ellerinden düşüremeyip, birkaç gün içinde soluk soluğa okuyup bitirecekler. Diğer romanlara gelince: (evet, biraz hazmı zor kitaplar bunlar) , ancak tadına varanlar zamanla alışır.

Gelin, esas ondan sonra Orhan Pamuk hakkında bir fikir edinme samimiyetini gösterin.

Yazarın siyasi görüşlerini paylaşmıyor olabilirsiniz. Fakat aklını ve vicdanını zerre kadar kullanabilenler, ülkemizdeki beyin yıkama mekanizmasının nasıl işlediğinin farkına varır o zaman. Ve hatta hatta, biraz olsun gözünü açanlar da, umarım ömürleri boyunca düştükleri yanılgılardan biraz olsun yakalarını kurtarıp, Hanya’nın Konya’nın kendilerine okullarda öğretildiği gibi olmadığının farkına varır.

Saygılarımla..
 
05.10.2005 01:41:00        Bu mesajı cevapla.
 
Sayin kazanhann,

cok affedersiniz ama, tartisma herhalde Türkcenin lehceleri ve onlarin yazilim kurallari hakkinda baslamadi. Söz konusu Türkiye Türkcesidir ve lehcelerdeki farkliliklara deginip, ve onlari örnek gösterip Türkiye Türkcesine uygulayamazsiniz. Bu da cok dogaldir. Ayrica bugün Türkce dendiginde ilk referans olarak Türkiye Türkcesi alinir, bunu hangi dilciye sorsaniz tasdik edecektir size.

Türkcenin lehcelerine atfen yaptiginiz ya da yapacaginiz her alinti, tartismamizin cercevesini aşar. Burasini Türkoloji sempozyumu olarak algilamiyorum ben, kusura bakmayin.

Yanlis anlasilmalara meydan vermeden düsüncesini karsisindakine dolaysiz ve net yoldan aktarabilmek (rhetorik) de bir sanattir. Ben bu sanata tamamiyle vakif oldugumu iddia edemem, ama, sizde de bunun pariltilarini göremiyorum maalesef. Bana bir seyler söylemek istiyorsunuz, ama, vermediginiz örnekler, net olmayan aciklamalarinizla sayenizde hala bulundugumuz yerde sayiyoruz:

Türkcenin matematikselligini mantikliligini yadsimadigim, hatta savundugum halde, hala „türkçe sizin söyleminizin aksine matematikseldir demek istiyorum.“ deyip duruyorsunuz.

Türkcenin ya büyük ya da kücük ses uyumuna göre yapilandigini bu isle direkt ugrasan biri olarak sizin benden daha iyi bilmeniz gerektigi halde, hala bunun aksini savunuyorsunuz. Isterseniz bunu biraz daha acayim da, „agaclara bakmaktan ormani görememe“ haliniz son bulsun: Türkcede köklerin sonuna takilan eklerdeki birincil ünlüler, o kökün ünlüsünün gerektirdigi ya kücük ya da büyük ses uyumuna göre alinir. Yani –i hali eki söz konusu ise sadece ve sadece büyük ses uyumu, -e hali söz konusu ise gene sadece kücük ses uyumuna basvurulur. Lokativ ve ablativde gene yalnizca kücük ses uyumu alinir. Yani „okulda“ ya da „evden“ derken, gecerli grup kücük ses uyumu grubudur. Hem kücük, hem büyük katiyetle olamaz, yani, „okuldu“ veya „evdi“ dersek anlam degisir, cünkü bu sefer icinde yalnizca büyük vokal harmonisi egemen olan –di’li gecmis zamani kullanmis oluruz. Takilarda ele alinan bu „ya o, ya o“ kurali, bir tek genis zaman disinda, akla gelebilecek bütün takilari kapsar. Yaniliyorsam, düzeltin beni. Örnegin „–se“ ve „–sa“ kondisyonali yalniz kücük, „-en“/„-an“ simdiki zaman partisipi de gene sadece kücük grup olarak alinirken, gecmis zaman partisipi olan „-mış“ „-miş“ „-muş“ „-müş“ sadece büyük ses uyumuna mecburdur. Burada ayni anlami veren ekte degisik ses uyumu gruplarini kullanmak, yalnizca genis zamanda „mümkün“dür. Bu da yukarida bahsettigim „ya o, ya o“ kuralina tamamen aykiridir, cünkü genis zamani uygularken hem kücük ve hem de büyük ses uyumu (yani toplam 6 ünlü birden) kullanilir. Degil mi?

Tabii bütün deklinasyonlardan gecip son (nihai) halini almis ve bitmis sözcüklerden söz etmiyoruz burada. (Yani „batililastirabildiklerimizden misiniz“ i kastetmiyoruz!)

Söylediginiz makaleye gelince, kusura bakmayin ama, evim devlet kütüphanesi degil benim. Nereden bulup da okuyayim? Internette varsa, bir zahmet adresini bildirin, sevaba girmis olursunuz. Burada aciklama yaparken kullandiginiz (can ya da to be) fiilleri yerine „yardimci fiiller“ (modal verbs) deseniz de olurdu, ama tabii, bu yolla Inglizce ve Almancadan da caktiginizi göstermis oldunuz, yani beni sucladiginiz „bir seyleri bildigini göstermek“ eylemine siz de katilmis oldunuz böylelikle, kutlarim...

Sizi övmeye baslamisken yazmis oldugunuz 4 ayri yazi icindeki yegane dogru tesbitinize de deginmeden edemeyecegim: Evet, haklisiniz, milliyetcilige ve dincilige (dindarliga degil!) tahammülsüzümdür.

Huyum kurusun!

Hosca kalin!
 
04.10.2005 21:41:00        Bu mesajı cevapla.
 
Sayin kazanhann,

önce sunu belirteyim: Ben, burada tartisma konusu yaptigimiz dilin, Türkiye Türkcesi oldugunu kabul ediyor ve bundan yola cikiyorum. Türkcenin bugün dünya üzerindeki türevleri, lehceleri ve akrabalarinin hepsine „Türkce“ demek, hepsini ayni kefeye koyup, ayni kriterler dogrultusunda ele almak bence dogru bir yaklasim degildir. Cünkü örnegin, bugünün Türkiye Türkcesine en yakin türev olarak kabul edebilecegimiz Azeri dili bile, sözcük (morfoloji) , ve gramer farkliliklari gösteriyor. Sesli ve sessiz degisimlerinin Türkiye Türkcesine nazaran tamamen farklilastigi Özbekce, Tatarca, Kazakca, Kirgizca, veya bir Türkmenceden söz etmek bile istemiyorum. Cünkü gördügünüz gibi biz daha Türkiye Türkcesinin kurallarinda bile (bugün Türkiye capinda gecerlilik kazanmis ve yerlesmis bir dogruyazim olmasina ragmen) dogru dürüst anlasamiyor, onun bunun rastgele ve kafadan uydurdugu sözde kural, sözde teorilerle ugrasiyoruz, Türki diller kusur kalsin...

Durum böyle iken, bir de Türkcenin lehcelerini de devreye sokarsak, bilmiyorum, nereye variriz? Ayrica bugün bütün dünyada „Türkce“ denildigi zaman linguistlerin ve Türkologlarin pusulasi Türkiye Türkcesidir, cagdas Türkiye Türkcesidir, Osmanlica degildir, Azerice degildir, Türkmence degildir, Cuvasca hic degildir. Bizim ana dilimiz de bunlardan hicbiri degildir, Türkiye Türkcesidir.

Bu yüzden, bana Azericenin daha bozulmamis, daha saf ve daha kuralci bir dil olarak kalabilmis olmasini söylemenize gerek yok. Bunu ben de biliyorum. (Kaldi ki, burada Ruscanin da etkisi cok büyük bu dil üzerinde) . Ben de biliyorum, genis zamanin Azericede genelde kücük ses uyumuna göre yapildigini, fakat bu benim isime yaramiyor, problemi cözmüyor. Zira bizim bu saatten sonra kalkip da „geler - geder - verer... vs“ diyecek halimiz yok. Yurdumuzun dili ne ise, ona bagimliyiz yalnizca. Eger Azeriler, son 2-3 yil icinde oldugu gibi, kendi dillerini Türkiye Türkcesine ayarlayip, örnegin, Azericede hic olmayan „-iyor“ (simdiki zaman) takilarini benimsemeye basliyorlarsa, bu sadece onlari baglar. Bunu bircok kültürel alanda, müzik, edebiyat, vs metinlerinde takip etmek mümkün.

Dolayisiyla, Türkiye Türkcesinde (ve artik buna Türkce diyecegim, bilesiniz) genis zaman takilarinin haricinde baska hicbir yapida büyük ve kücük ses uyumunun bir arada olmadigini sanirim siz de bilirsiniz. Eger bu konuda degisik fikirdeyseniz, delilleriyle birlikte bildiriniz, tartisalim. Fakat bu konulara milliyetci bir görüs acisindan bakarak zoraki kanitlamalarla yaklasacaksaniz (ki Azeri ve diger Türkce lehcelerini öne sürmek istemeniz bu zorakiligin bir delili) lütfen hic zahmet etmeyin, bosuna vakit harcamayalim. Konu ne ise onu ele alalim. Biz ayrica Türkcenin ne kadar sirti yere gelmez bir dil olup olmadigini da tartismiyoruz burada (isterseniz onu da ele aliriz bir baska zaman) ve üstüne üstlük, Türkcenin kural disi verilerinin bulunmasi olgusu da sizin yanlis anladiginiz milliyetciliginize de herhangi bir halel getirmez, görüsündeyim. Daha agzimiza „kural disi“ kavramini alir almaz sizden böyle bir tepki görmeyi, „Türkce bir kurallar yumagidir“ diye aslan kesilmenizi ancak bununla izah edebiliyorum, kusura bakmayin.

Türkcenin matematikselligi su götürmez tabii ki. Belki bu acidan bakildiginda Türkce dünyanin en mantikli dillerinden biri. Bunu da tartismiyoruz, fakat en kemiklesmis fen bilimi olan matematikte bile, sonu gelmeyen sayilar, sifira dogru gidip fakat hicbir zaman sifir olmayan, bizim algilama yetenegimize uymasi acisindan alta yada üste yuvarladigimiz degerler, tam olarak islemeyen formüller ve denklemler de vardir. Dil de böyledir, böyle olmak zorundadir. Önemli olan, mantik ve aklimizin bizlere en yakin verileri algilamasi olup bu verileri kabul ederek yola ciktigimiz bir kurallar mekanizmasinda anlasmak ve bunu yaratarak bizden gelen nesillere teslim edebilmektir. Bu yüzden kalkip bana Türkcenin matematikselliginden dem vurmayin. Bunu da bana Gagauzca yada Baskirceden örneklerle kanitlamaya calismayin, cünkü söz konumuz bu diller degil. Eski, fi tarihinde Anadolu’nun bilmem neresinde kullanilmis, ya da Osmanlicanin, falanca kademesinden günümüze ulasmis fesmekan sözcükler de degil. Konumuz bugünün somut olarak uygulanan Türkiye Türkcesi.

Elimdeki T. Banguoglu’nu kitabinin yayim tarihi 1995. Fakat icinde ilk basim tarihinin 1959 oldugu ve (aynen aktariyorum :) „Eserin imlasi oldugu gibi muhafaza edilmistir“ diye belirtiliyor. Simdi, 1959’daki imla kurallariyla simdi kullanilanlar arasinda daglar kadar fark oldugu acik. Yani adamin kitabini 46 yil sonra alip, oldugu gibi yayinlamislar. Tabii ki „sesteş“ olacak, „sesdeş” degil. Benim gecenin saat 2’sinde ictigim iki fincan kahveye ragmen uyuklamis olmamin eseridir, fazla ciddiye almayin. Uyardiginiz icin tesekkür ederim. Bir baska sefere daha cok dikkatli olmam gerektiginin bilincindeyim... “Oldukça“ yerine „oldukca“ yazmasi da benim hatam, cünkü kullandigim klavye Türkce klavye degil, simdiye kadar farketmis olmaniz gerekir, cok lüzumu olmadikca ayarini Türkceye cevirmiyorum, cünkü bu sekilde kullanmak da cok zaman aliyor ve son derece yorucu. Dünkü alintiyi yazarken ayari degistirdim mecburen, cünkü Türkce fontlari baska türlü vermeme imkan yoktu, yazarken c’yi ç’ye cevirmeyi unutmusum herhalde. Adamin günahini almayalim.

Umarim meramimi anlatabilmisimdir.

Hosca kalin.
 
04.10.2005 01:53:00        Bu mesajı cevapla.
 
YUMUŞAK ve SERT SESSİZLER

Sayın Aciz ve diğer arkadaşların dikkatine:

Bu sayfalarda, fonetik kurallarına aykırı ifadelerle alenen sözde bilimsellik taslanmaktadır. Bunun aksinin bır kanıtı olmak üzere, fonetikte YUMUŞAK ve SERT sessizler olarak anılan sessizlerin (konsonantların) tanımları aşağıya alınmıştır, dikkatinize sunulur:

***************************

y u m u ş a k s e s s i z l e r

Gırtlaktan gelen ünlü bir soluk akımı ile birlikte ses yolunun kapanmış, veya daralmış bir noktasından çıkan sessizlere „ünlü sesdeşler“ (consonne sonore) adını veriyoruz. Dilimizdeki ünlü sesdeşler sunlardır: b c d g ğ j l m n r v y z

Ünlü sesdeşlerin sesleri oldukca boldur. Onlari işittirmek için boğumlanma noktasını pek zorlamayız. Bu sebeple onları y u m u ş a k s e s s i z l e r (consonne douce) adı ile de anarız.


s e r t s e s s i z l e r

Gırtlaktan gelen ünsüz bir soluk akımı ile birlikte ses yolunun kapanmış, veya daralmış bir noktasından çıkan sessizlere ünsüz sesdeşler (consonne sourde) deriz. Türkçedeki ünsüz sesdeşler şunlardır: ç f h k p s ş t

Ünsüz sesdeşlerde ses yalnız bir gürültüden ibaret olup duyulurluklari azdır. İşitilmek için boğumlanmaları şiddetli olmalıdır. Bundan dolayı onlara s e r t s e s s i z l e r (consonne dure) adı da verilir.

*******************************

Tahsin BANGUOĞLU
„Türkçenin Grameri”
Ankara, 1995
(sayfa. 42)
 
04.10.2005 01:52:00        Bu mesajı cevapla.
 
Sayin Aciz,

yanitinizi ilgiyle okudum ve okudukca saskinliktan saskinliga düstüm... Cünkü yazimi ya dogru dürüst okumadiniz, ya okudunuz da anlamadiniz, yahut da hepsini bal gibi anladiniz da, dikine tras ediyorsunuz...

Bir kere düsüncelerinizi toparlayamamissiniz bir türlü. Bir konudan digerine atliyor, benim yazdiklarima söyle bir ucundan dokunuyor, esas elestirmeniz gereken seyi önce ilan edip, sonra kiyidan köseden alakasiz seyleri elestiriyorsunuz. Gelin bir kez daha bakalim bu konulara (ama son kez olsun lütfen, cünkü bu konuda tam bir ofsayt pozisyonunda oldugunuzu siz de bal gibi biliyorsunuz, bu yüzden daha önceki bir yazinizda, „kimse bu kurallara uymak zorunda degil“ demistiniz – yok öyle yagma! Eger ortaya bir fikir atiyorsaniz, bu fikri erkek gibi sonuna kadar savunun, AMA SAVUNUN, somut örnekler ve kanitlar getirin, kelime oyunlariyla sempatizani oldugunuz düsünceyi savunabilmeniz olanaksiz, bunu böyle bilin!) :

Bir kere, dilimizi büyütec altina aldigimizda bircok yönden inceleyebilmemiz olanagini kimseden esirgeyemezsiniz. Bu yüzden kurallarin belkemigi olan „hece“ kavramini -ki Türkcenin en önemli ögelerinden birisidir hece- agglutinasyon sonucu ortaya ister istemez cikan bu kacinilmaz olguyu nasil yadsiyabiliyor, nasil örtbas etmeye calisiyorsunuz, inanilir gibi degil! „Batililastirabildiklerimizden misiniz? “de, örnegin, (ilk sözcükte) yanilmiyorsam tam 12 adet hece var. Bunlar dogal olarak, takilardan kaynaklaniyor. Yok hayir, kelimeleri hece ile degil, bir bütün olarak alalim diyorsaniz, bu da yanlis, zira dilimiz diger bazi bati dillerinde oldugu gibi sözcük kökünün sürekli olarak degistigi bir dil degildir. Sözcük kökü Türkcede hic degismez. Bu yüzden birakin bütününü, ayrisabilen en kücük hecesine kadar ayristirabilmek mümkündür. Siz Almanya’da yasiyorsunuz; Almancadan az cok anladiginizi varsayarak, bu dildeki „gewinnen – gewann – gewonnen“ örneginde oldugu gibi bir vokal degisimi Türkcede söz konusu degildir ki, sözcük kökenini bir bütün olarak algilayabilelim. „kazanmak“ fiilini akla gelen her türeve sokun, „kazan-“ kökeni degismez. Almancadaki „-winn-“ „-wann-“ „-wonn-“ gibi bir degisim sözkonusu olsaydi, bu kelimeye bir bütün olarak bakmak mümkün olurdu. Oysa „ka-zan“ seklinde dahi hecelemek mümkün.

„..sonu Z ile biten kelimeleri, mesela Kiraz'ı 'kiras' diye okuyacağız“ Ifadesinin bu konuyla ne alakasi var, anlamis degilim. Böyle bir seye siz sahit oldunuz da mi bunu sorun yapiyorsunuz? Halbuki, benim söyledigim, yani „Türkcede bütün kelimelerin sonlarinin sert sessizlerle bitmesi“ kurali hem fonetik hem de dogruyazim acisindan mevcut. Istisna: „ad“, „od“, „kod“ gibi cok az, 1-2 kelime.

Türkcedeki sessiz benzesmesinin „ecnebiler“e zorluk cikartacagindan söz ediyorsunuz. Yani, dil ögrenme zorluklari hic baska dillerde yok da, bir tek Türkcede var, öyle mi? Ben yabancilara Türkce ögretmenligi yapiyorum. Bu konuda tam aksini söyleyebilirim. Yabancilarin Türkce ögrenirken en begendikleri özellik, dilimizin sesli ve sessiz benzesme ve uyum konusudur, cünkü bu özellik(ler) dilimize büyük mantik ve ögrenme kolayligi getirdigi gibi, sizin savundugunuz tür kuralsizligin, yani kimi sözcügün yumusak kimisinin ise sert sessizlerle bitmesi gibi bir karmasanin böylelikle önü alinmakta ve bu da ögrenciyi, ister Arapca, ister Farsca olsun cesit cesit kelimeleri degisik türde ögrenme gibi bir zorluktan korumaktadir. Adria’dan Cin seddine gibi hayaller de ancak tek tük Turancilar tarafindan benimsendiginden, cok sükür bu gibi aptalca kaygilarin miktari kisitli kalmaktadir. Bu tür hayallerin pesinden kosacagimiza, önce kendi insanimizin ana dili olan Türkceyi dogru dürüst ögrenip uygulayabilmesini saglayalim, düsüncesindeyim.

Simdi de gelelim, yazinizin sacmalik doruk noktasina. Lütfen bana aciklayiniz: „Fonetik ilmine göre, b, c, ve d harfleri sert, p, ç, ve t harfleri yumuşaktır.“ Gibi bir safsatayi kimden duydunuz, hangi kanitlariniz var bu konuda ve kaynaklariniz nelerdir? Bunun fonetik aciklamasi nedir? Bunu sizden ciddi olarak TALEP EDIYORUM. Eger bu söylediginizi kanitlayamazsaniz, NAMERTSINIZ! Bunu okudugum zaman aklim durayazdi! Inanamiyorum – ben burada oturmus, bütün safligimla size örnekleriyle bazi seyleri anlatmaya calisiyorum, siz ise kalkmissiniz, utanmadan böyle bir yalani alenen ortaya atmaktan cekinmiyorsunuz. Karsinizda cocuk yok, bilesiniz!

Ben TDK sütten cikmis ak kasiktir demiyorum. Tabii ki sevabi oldugu kadar günahlari da olmustur. Fakat kalkip da onu „sinifta birakacak kadar“ bilgiclik taslamaya da cekinirim dogrusu.

„Türkcemiz bir istisna yumağı değil, 'kurallar mekanizması'dır.“ hüsnükuruntusu da, bol keseden sarfedilmis bir laftan öteye gidemiyor maalesef. Neden mi?

„Arz edeyim efendim“: Gerci Türkcede istisnalar diger dillere nazaran daha azdir. Fakat bu, Türkce bir „kurallar mekanizmasidir“, bir „kurallar abidesidir“ anlamina da gelmez. Iste alin, size en kuvvetli bir kanit: Türkcede en cok kullanilan zamanlardan biri olan GENIS ZAMAN (aorist) , tümüyle bir kuralsizlik yumagidir. Gelir – deler, görür – çözer, sorar – olur, alır – atar, üşür - ..... Burada kesinlikle ne kendi arasinda cereyan eden büyük ya da kücük ses uyumunu, ne de baska bir kurali bulmak mümkündür, yani tamamen KEYFI olarak olusmus bir zaman seklidir. Bir baska deyisle, hem büyük ve hem de kücük ses uyumlari
bir arada kullanilmaktadir, ki bu da, en bastan konulan „ya büyük, ya da kücük ses uyumu“ kuralina taban tabana zittir. Simdi düsünün, Türkcemizdeki onbinlerce fiilin ve bu fillerin genis zamanlarini... Bu demektir ki, Türkceyi ögrenen herkes, tek tek bütün fiillerin genis zamanlarini da ayri olarak ögrenmek zorundadir. Iste Türkcenin „ecnebiler“e cikardigi zorluklardan bir tanesi de budur. Birakin yabancilari, biz kendimiz Türk olarak bile, kücük cocuklarimizi cogu kez genis zaman konusunda düzeltmek ihtiyacini hissederiz: „Oglum, „verer“ degil, „verir“ demen lazim! “, „Kizim, „gülür“ degil, „güler“dir dogrusu! “ diye.

Bu mu „kurallar mekanizmasi“? ? ? Oturmakta oldugunuz taht-i alinizin yüksek basamaklarindan bir inin söyle asagiya ve realite gözlüklerinizi bir takin. Ben de dilimle gurur duyarim, ama egriye de dogru demem.

Sonuc olarak, „kitabda“ degil, „kitapta“dir keramet!

Bugünlük bu kadar.

Hosca kalin!
 
02.10.2005 04:02:00        Bu mesajı cevapla.
 
Sayin Aciz’e,

Ayrintili yanitiniz icin tesekkür ederim.

Sizi cok iyi anliyorum. Fakat diger yandan telaffuz sorunu da yakami birakmiyor bir türlü. Cünkü degindiginiz -de/-da (lokativ) , -den/-dan (ablativ) , ve -dı/-di/-du/-dü (geçmiş zaman) takilari kimi sessizde problemsiz olarak telaffuz edilebilinirken, kimisinde ise zorluk yaratiyor. (Türkiye’de herkes Kayserili degil, n’apalim?) Bu da, Türkcenin telaffuzu ile imla kurallari arasinda belirli bir uyum icinde olmak zorunlulugunu getiriyor kanimca.

Bakiniz:
Türkcedeki sessizler, b, c, ç, d, f, g, ğ, h, j, k, l, m, n, p, r, s, ş, t, v, y, z.
Bunlari “yumusak sessizler” ve “sert sessizler” olarak ikiye ayirirsak, b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z sessizleri “yumusak sessizler”, ç, f, h, k, p, s, ş, t seslileri ise “sert sessizler”olarak tanimlamak mümkün.

Arkadaslarimla yaptigimiz etrafli deneyler sonucunda hepimizin varmis oldugu kanı, sorun konumuz olan -de, -den, ve -di takilarinin ilk grup “yumusak sessizler” ardindan geldiklerinde sorunsuz olarak ve degismeden telaffuz edilebilir olmalari. Diger taraftan ise, bu takilar, “sert sessizler” ardindan geldiklerinde ister istemez (önden gelen sert sessizin etkisiyle) sertlesiyor ve -te, -ten, ya da -ti halini aliyor. Bunu siz de deneyebilirsiniz. Örnegin, salt Türkce olan “elek” sözcügünü alin, ve bunun türevi olan, ve sizin kuraliniza göre kullanilmasi gerektigini varsaydigimiz “elekde” sözcügünü hic duraksamadan ve hizli bir sekilde arka arkaya birkac kez tekrarlayin. “elekte”ye dönüstügünü görecek ve duyacaksiniz, eminim.

Diger yandan, Türkcedeki sesli ve sessizler hakkindaki en belirgin kurallardan biri de, “sert sessizler” grubundan “ç”, “k”, “p”, “t” sessizleriyle biten isimlerin “-e (dativ) ”, “-i (akkusativ) ” ve “-in (genitiv) ” hallerinde, bu sert sessizlerin kendilerinden sonra gelen sesliler tarafindan, onlarin yumusak variyantlarina dönüstürülmesi olgusudur. (Bunlarin yumusak variyantlari sirasiyla: “c”, “ğ”, “b” ve “d” dir) . Bu kural en az iki heceli fiil ve isimler icin gecerlidir. Tek hecelilerin hemen hemen tümü icin gecersizdir. Örnegin: ağaç > ağaca > ağacı > ağacın - kütük > kütüğe > kütüğü > kütüğün - çorap > çoraba > çorabı > çorabın ya da kanat > kanada > kanadı > kanadın gibi.

Bu hoş olgu, kanimca Türkceyi Türkce yapan en önemli fenomenlerden biridir. Bu fenomen o kadar ileri gider ki, seri konusmanin getirdigi telaffuz akiciliginda, cogu kez bütün sözcükleri de kapsamina aliverir. Bir örnek vereyim gene: “dolap aldın mı? “ soru tümcesi, hizli konusurken “dolabaldınmı? “ya dönüsüverir. Bu yüzden, vermis oldugunuz „kitab okumak“ da, bu tür bir olgudur. Burada cok hakli olarak belirttiginiz, Arapca „kitab“ olmasi gereken sözcük, Türkcede „kitap“ olarak telaffuz edilir, ve fakat yukarida degindigim, „kendisinden sonra gelen seslinin etkisiyle yumusayan sert sessiz“ kurali devreye girdiginden, „kitap okumak“ hizli telaffuzda „kitabokumak“ oluverir.

Ana dili Türkce olan hic kimse „kitab“ demez, diyemez, zira buna dili dönmez. Bu yüzdendir ki, esas kökeni Türkce olan hicbir sözcük „yumusak sessiz“le bitmez, bitenler ya Arapcadir, ya da Farsca – ki bunlari da telaffuz ederken „sert sessiz“ olarak telaffuz etme egilimindeyizdir.

„Gitmek“ ve „bitmek“ örneginize gelince: Her dilde oldugu gibi Türkcede de, nadiren olsa dahi istisnalar vardir. Saniyorum, mastari tek heceli „gitmek“, „gütmek“, „tatmak“ ve „etmek“ fiilleri bu istisnayi olusturan yegane fiillerdir. (Cekilirken „d“ye dönüsen baska tek heceli fiil varsa, lütfen bildirin, mütesekkir olurum.)

Hosca kalın!
 
28.09.2005 00:01:00        Bu mesajı cevapla.
 
Aciz ve kazanhannn’a:

Iyisiniz, hossunuz da, Türkce gibi telaffuzdan son derece etkilenen bir dil icin bu söyledikleriniz ne derece gecerlidir? Yani, gerek -de, -den takilari icin, gerekse -di takisi icin dilin cambazlik yapmasi gerekiyor.

Örnegin, „gitdigi“, „kanatda“ ya da „kagitdan“ sözcüklerindeki „d“lerin hakkini verebilmek icin takiyi sözcükten ayirip, araya -cok kisa da olsa- bir duraksama sokmak kacinilmaz oluyor. Bu ne kadar gercekci sizce?

Yoksa, „gittigi“, „kanatta“ ya da „kagittan“ seklinde telaffuz edip „gitdigi“, „kanatda“, „kagitdan“ seklinde yazilmasini mi öneriyorsunuz? Bu ise diger yandan, Türkce’nin duyuldugu gibi yazilma özelligine aykiri.

Aydinlatirsaniz sevinirim. (Maksadim tartismak degil, yalnizca sizin perspektifinizi anlayabilmek) .
 
27.09.2005 20:21:00        Bu mesajı cevapla.
 
Birakin baska bir yabanci dilden, kendi dilinden ve onun kurallarindan dahi bihaber olup, kullanilan „nüans“in zaten Türkce olmadigini yeni fark edenler ve bu yabanci kelimeyi kendi homo (*) sapiens akillarinin bastigi kurallara göre Türkce kurallarina uydurabildiklerini zannedenler, asil öz dillerine Fransiz kalanlardir. Bu konuda cehaletin sonu ve sınırı yok.

Diger konuda söyleyeceklerimi söyledim. Benim, düsünceye karsi kaba kuvveti mazur gösterenlerle, hatta savunanlarla bir isim yok. Muhatabim degilsiniz, olmaniza da imkan ihtimal yok. Bunu size son kez söylüyorum. Gidin, kendi kendinize yarattiginiz ve Türkiye sınırlarıyla kısıtlı hayal dünyanizda Türkcülük ve ırkçılığınızı oynayin.

(*) Merak etmeyin: bu homo, sizin akliniza gelen homo degil! ..
 
27.09.2005 18:42:00        Bu mesajı cevapla.
 
Nüans Fransizca „nuance“dan geliyor ve „renk derecesi“ ya da „renk tonu“ anlaminda. Yani mavi renginin aciklik ve koyuluk derecelerinden ortaya cikan „koyu lacivert“, „acik lacivert“, „koyu mavi“, „mavi“, „acik mavi“ ya da „ucuk mavi“ gibi renklere „mavinin nüanslari“ denilir. TDK sözlügünde belirtilen „ince fark“ kavrami bundan ötürü eksiktir, yani bu sözlükte „renk“ ögesi es gecilmistir. Ayrica nüans bir isimdir, dolayisiyla dediginiz „farklı“ gibi bir sifat olamaz.

„nüans farkı“ bu yüzden, dediginiz gibi „fark farkı“ degil, ayni rengin „değişik tonlari arasindaki fark“ anlami kastedilerek kullanilmistir. Bilginize sunarim.

Not:

“Iftira” konusu henüz yeni tartisilmaya baslandi. Yumurta ve domates atilmasi, fotograflariyla ortada.
Olmus bir gercegi “inkar” ise, ikisinden de beter…
 
 
 
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız:

Antoloji.com
16.04.2014 21:58:13  #.234#
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » Bilgi Yarışması  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]